Zaman Durduğunda 27. Bölüm - noir distopya romanı

 


Poyraz başkanın ardından merdivenlerden inmeye başladık. Adımlarımız sessligi bölecek kadar gürültülüydü. Merdivenlerde hiç konuşmadık. Onun yerine hızlı nefes alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım işe yaramadı. İçimde saklamaya çalıştığım bir korku ve saklayamadığım bir heyecan vardı.


Siyah renkte, büyükçe bir arabanın yanına geldik. Mehmet bizi bekliyordu ve aramızdaki siyah arabada bekleyen birkaç kişi daha vardı. Onları tanımasam da daha önce görmüştüm onları.


Mehmet'e önceki akşamla ilgili sorular sormak istesemde kendimi durdurdum. Özlem'le birlikte arka koltuğa oturduk. Poyraz başkan ise sağ ön tarafa oturdu ama gözlerimiz bağlanmadı. Garipti doğrusu neden gözlerimiz bağlanacaktı ve neden şimdi bağlanmıyordu. Özlem'le baktığım zaman onun gergin olduğunu gördüm. Yüzünde küçük, yalancı bir gülümseme vardı onun. Ben ise son derece ciddi bir şekilde duruyordum.


- Gözlerinizi biraz ilerledikten sonra bağlayacağız merak etmeyin. Şimdilik etrafımızı seyredin.

- Elbette başkan Poyraz siz daha iyi bilirsiniz.

- Bi şehirdeki en zoru nedir biliyor musun Kadim?

- Hayır başkanım nedir?

- İtaat edecek düzgün birisini bulmak gerçekten zor. Sen onlar için en iyisini yapmaya çalışıyorsun ama onlar kolaya kaçma derdinde hep. Kolay bir yol olsa söylemeyeceğimi düşünüyorlar. 

- Çok haklısınız başkanım. Güvenebileceğin birisini bulmak çok zor artık şehirde. 


Araba gürültülü bir şekilde ilerlemeye başladığı sırada yerde yatan cansız bir bedenin yanından geçtik. Tanımıyordum onu zaten pek tanınacak bir hali kalmamıştı. Kırmızı bir su birikintisinin içinde sessizce yatıyordu. 


- Size güvenebileceğimi hissediyorum umarım yanılmam. 

- Merak etmeyin sizi yarı yolda bırakmayacağız. 

- Kadim şunu sakın unutma burada merak edersen yaşayamazsın. Kararsız kaldığın an ölürsün. 


Poyraz başkanın beni sınava soktuğunu biliyordum. Özlem'in yüzündeki büyüyen gülümsemeyi gördüğüm zaman sınavı geçtiğimi düşündüm. En azından şimdilik geçmiştim bundan sonra da geçeceğimi düşünüyordum. 


Yol boyunca hiç konuşmadık sadece sokaklarda ilerledik. Yanan bir binanın yanından geçtik neden yandığını merak bile etmedim. Evler azalmaya başladı. Şehrin dışına doğru ilerliyorduk. Eskimiş kaldırımlı yol yerini toprak yola bıraktığı zaman araba yavaşladı ve yol kenarında durdu. 


Ahmet yüzü ifadesiz bir şekilde iki parça bez alıp önce benim gözlerimi bağladı. Daha sonra ise diğer kapıyı açtı ve Özlem'in gözlerini bağladı. Bunu seslerden anlayabiliyordum rahatlıkla. Artık hiçbir şey göremiyordum ve kulaklarımı güvenmek zorundaydım. Deli gibi korkuyordum ama içimde tutmak zorundaydım. Düşünme zamanı değildi evet kavunlu dondurma. 


Özlem'in nefes alışlarını duyuyordum. Hemen önümde oturan Poyraz başkanın hırıltılı nefes alışlarını da duyuyordum. Metmet'in kullandığı arabanın sesini duyuyordum. İçinde bulunduğum arabanın toprak yolda çıkardığı sesler de duyuyordum. Sadece seslerden oluşan bir dünyada olmak garipti benim için. Şimdiye kadar seslere bu kadar önem vermemiştim doğrusu.


Özlem'in nefes alışı hızlıydı biraz. Her ne kadar göstermemeye çalışsa da onun da heyecanlı olduğu hissedebiliyordum ve biraz korku vardı sanki nefesinde. Hızlı nefes alıp veriyordu. Nefes alması ve vermesi arasındaki süre oldukça kısaydı. Poyraz başkan ise daha sakindi. Onun nefes seslerinde bile bir otorite vardı. Ahmet ise o kadar yavaş nefes alıyordu ki neredeyse duyulmuyordu bile.


Bir taraftan koku alma yeteneğimde artmıştı. Poyraz başkandan gelen puro kokusuna Ahmet'ten gelen ucuz sigara kokusu eşlik ediyordu. Toprağın kokusunu hissedebiliyordum. Bir derenin yanından geçmiştik sanırım biraz yosun kokusu hissetmiştim. Özlem'in hafif çiçeksi kokusunu hissedebiliyordum. 


Büyük ihtimalle araba tekrardan beton bir yola girdi ve toprak kokusu büyük oranda azaldı. Beton'un pek bir kokusu yoktu. Araba hızlandı yanık lastik kokusu odaya doluştu. Belki Ahmet'in acelesi vardı belki sadece canı sıkılmıştı bilmiyordum. Derken onların silahlarının metalik kokusunu hissetmeye başladım. Öyle bir kokuydu ki soğuk metalin o keskin kokusu etrafı kaplamıştı saki. Evet, etrafta neler olduğunu seslerden ve kokulardan anlamaya çalışıyordum.


Biraz daha ilerlediğimiz zaman dışarıdan gelen kan kokusunu aldım. Biraz ciğerlerim acıdı bu kokuda, biraz midem bulandı. Devam ettik yavaşlamadan. Hiçbir şey konuşmadık, hiçbir şey hissetmemeye çalıştım. Avuç içlerimin terlediğini hissediyordum bir taraftanda korkunun içimde büyümemesi için çabalıyordum. Evet kavunlu dondurma.


Araba yavaşlamaya başladı tekrar toprak yola girdiğimiz zaman. Lastiklerin sağa dönerken çıkardığı gürültüyü hissettim. Bu şehirde arabaya sahip olmak büyük bir lükstü. Arabayla yolculuk yapmakta ayrı bir lükstü aslında. Bu lüksün içinde çok farklı duygular içindeydim. Evet, Kadim korkmazdı. Evet, Kadim korkmazdı hiçbir şeyden sonunda ölüm olsa bile o korkmazdı. Benimde korkmamam gerekiyor şimdi güçlü kalmalıyım artık.


Araba yavaşça durdu. Hemen önümde kapıların açıldığını hissettim sonra bizim kapılarda açıldı. Poyraz başkanın sesi geldi "Geldik çocuklar şimdi biraz yürüyeceğiz."




0/Post a Comment/Comments