Mehmet izin isteyerek dışarıya çıktı ve kısa bir süre sonra geri geldi. Yanına biraz peynir, kırılmış birkaç yumurta ve domates vardı. Elbette batatlamaya yüz tutmuş birkaç parça ekmek. Teşekkür ettik ve kahvaltımızı yaptık. Konuşmadık fazla he heyecanlıydım hemde içimde isim vermek istemediğim bir duygu vardı. Korku değildi bu Kadim korkmazdı. Ozan biraz korkardı ancak artık ben o değildim. Ben o olarak kalamazdım değişmem gerekiyordu.
Yemeği yedikten sonra dışarıya çıktık ve Mehmet bizi bekliyordu. Beraber yeni evimize doğru yola çıktık. Dışarıya çıktığımız zaman önce bir kaç kere derin nefes aldım sanki hep hayalini kurduğum özgürlüğü o an yaşıyordum. Ancak Mete'nin söylediği gibi bunların hiçbirisi gerçek değildi.
Boş sokaklarda dolaştık bir süre boyunca. Şehrin bu kadar boş olmasına alışık değildim. Yavaş adımlarla ilerliyorduk. Bir sokağa girmeden önce etrafa bakıyor, sesleri dinliyorduk. Gecenin zifirisinde ilerlerken kırık kaldırımlar ayağımızın altında parçalanıyordu sanki. Yol boyunca hiç konuşmadık, ses çıkarmadık. Adımlarımız yavaş ve sessizdi.
Yolda yürürken eski sokağıma uzaktan baktım. Mete geldi aklıma, biraz kızdım sonra. Yavaşlamadım bile. Yeni binaya geldiğimiz zaman ikinci kata çıktık. Mehmet tahta bir kapıyı elindeki anahtarla açtı ve anahtarı bana uzattı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
- İşte yeni eviniz. Dolaba bir şeyler koyduk biz yakında başkalarını da getiririz. Birkaç parça elbise bıraktık içeriye hem yatarken hem de dışarıya çıkarken giyersiniz diye.
- Teşekkür ederiz Mehmet bu yaptıklarını asla unutmayacağız.
- Önemli değil Kadim biz bu yola hep beraber çıktık ve hep beraber devam edeceğiz.
- Sen gidebilirsin Mehmet lütfen dikkatli ol dönerken. Bu arada Poyraz başkana selamımızı söyle kendisini misafir etmek isteriz.
- Elbette Özlem hemşire selamınızı ileteceğim. Sokakta iki tane güvenlik binanın girişini kontrol ediyor olacak. Bir isteğiniz olursa onlara söyleyebilirsiniz. Size iyi uykular şimdiden.
Mehmet dışarıya çıktı ve kapıyı sertçe kapattı. Bu sert hareketler onlarda alışkanlık olmalıydı. Koyu gri iki tane koltuk, eskimiş ahşap bir yemek masası, birkaç sandalye, aşınmış mavi bir halı vardı.
- Burası tahmin ettiğimden çok daha güzel Kadim. Şu halının rengine bak harika değil mi?
- Evet çok güzel. İki tane de yatak odası var güzel. Koltukta yatmaktan sırtım ağırmıştı.
- Büyük olan oda benim şimdiden söyleyeyim cam kenarında kalmak istiyorum.
- Tabiki Özlem hemşire. Sen istediğin zaman burada akan sular durur biliyorsun.
- Sen benimle dalga geç hemiklerin kaşınıyor galiba senin.
Tekrar gülmeye başladık gri koltuğa oturduğumuz zaman. Bir süre boyunca şakadan kavga ettik, daha çok güldük sonra.
- Özlem o değilde sen neden penceresi olan odayı istedin?
- Ahh be Kadim sen benim gece uyuduğumu mu düşünüyorsun. Elbette dışarıyı takip ediyorum. Şimdi sen varsın ve biraz uyuyabiliyorum.
- Eğer böyle bir etkim varsa çok mutlu oldum Özlem. En azından bir işe yaramak çok güzel.
- Sen daha dur çok işe yarayacaksın sen. Beraber bu sistemi yıkacagız seninle.
- Biz ve bizimle gelen on bin kişiyle yapabiliriz sanırım. Benim gücüm yeter mi emin değilim.
- Sorgulama sadece yap zaman kaybediyorsun Kadim. Bu dünyada zaman kaybetmek ölmek ile eşdeğer.
- Haklısın Özlem çok haklısın. Sanırım içimde Ozan kırıntıları kalmış.
- Kalsın bir gün gelecek ona da ihtiyacımız olacak. Şimdi ben uyumak istiyorum izninle. Sende uyu mutlaka.
- Denerim ama bu evde nasıl uyurum bilmiyorum ama elimden geleni yaparım.
Özlem kendi odasına gitti ve bende kendi odama geçtim. Elbiselerimi değiştirdim pencereyi açtım içerisi havalansın diye. İçerisi küf kokuyordu resmen. Yatağa uzandım, yatak sertti hatta fazla sertti. Zaten Kadim sert yatakları severdi. Tavana bakmadım onunla konuşmak istemiyordum bunun yerine duvara baktım ve gözlerimi kapattım. Kavunlu dondurma evet kavunlu dondurma. İşe yarıyor galiba düşüncelerim uzaklaşıyor benden. Uzaklaşsınlar zaten yarın bolca düşünürüm.
