Bizim çok çok mutlu bir andı. Bunu yankılanan kahkahalarımızdan görebilirdiniz. Kaylana'ya sıkıca sarılmamdan, Galdor'un neşesinde veya Derin'in yüzündeki korku ifadesinden anlaşılabiliyordu her şey. Galdor Derin'i havaya fırlattığı sırada Naserious'un küçük bir büyü yapması dikkatimden kaçmadı ve Derin bir anda havada asılı kaldı. Fizik kurallarını ne kadar kolay bir şekilde değiştirebiliyordu. Belki fizik kuralları bizim için her zaman geçerli değildi. İstediğimiz zaman sınırların dışına çıkabiliyorduk vea o sınırlar çok az sayıda kişi geçebilsin diye esnek bırakılmıştı.
Şehri kurtarmış gibi hissediyordum kendimi. Belki ülkeyi kurtarmıştık hatta belki gelecekte dünyaı bile kurtarabilirdik. Gücümüzün buna yeteceğini bilmesem de belki gelecekte çok başka şeyler görebilirdik. Bir süre boyunca zaferimizi kutladık her ne kadar büyük bir yıkıma sebep olsak da çok daha büyük bir tehlikeyi belki yüz binlerce insanın ölmesini engelledik. Ne kadar gariptir ki kendimizi yenilmez hissediyorduk. Sanki defalarca kez ölümün soğuk odasından dönmemişiz gibi. Sanki bedenimizi onlarca kurşun delim geçmemiş gibi.
Bir süre sonra odadan çıkmaya karar verdik. Küle dönmüş koridorlardan ilerledik. Bir kısmı yıkılmış merdivenlerden çıkarken oldukça dikkatliydik. Galdor ve Derin bu noktada liderliği üstlenmişti ve ikisinden de sürekli olarak "adımızına dikkat edin.", "şuraya sakın basmayın" gibi tavsiyeler işittik. Biz önden gidiyorduk ve arkamızdan askerler bizi takip ediyordu. Onlar ne kadar yaralanmış olsalar da neşeliydiler. Yaralanan askerlere başka askerler destek oluyordu. Biraz yavaş ilerliyorduk bu yüzden ama acelemiz yoktu. Şehri kurtarmıştık, belki ülkeyi bile kurtarmış olabilirdik. Belki sadece fazladan bir nefes alma zamanı yaratmıştık. Önemli değildi aslında önemli olan şey tek barça halinde dışarıya çıkmamızdı.
Dışarıya çıktığımız zaman araçlarımıza kadar yürüdük. Herkes buraya geldiği araca bindi. Şimdi şapkalı adamın yanına gitmemiz gerekiyordu belki orada biraz dinlenebilirdik. Galdor yol boyunca bira içmek istediğini söyleyip durdu. Kutlama yapması gerektiğini ve birasız bir kutlamanın olmayacağını anlattı biz her ne kadar onu durdurmaya çalışsak da bizi dinlemedi. Belki de bizim çabalamamız onu eğlendiriyordu umarım öyledir çünkü biliyordum ki hepimiz bir araya gelse onu durduramayacaktır.
Bir tarafta dönüş yolculuğumuzda bir tehlike ile karşılaşmamak için dua ediyordum. Tehlike ile yüzleşebilir ve onu ortadan kaldırabilirdik ama bunun yerine biraz dinlenmek istiyordum. Elbette sıcak bir kahve içmek istiyordum. Güzel bir kahve içmeyeli sanki milyonlarca yıl olmuştu. O kadar uzun zaman olmuştu ki kahvenin tadını bile unutmuştum.
Aracı Galdor kullanıyordu ve ben onun yanında oyutuyordum. Diğerleri ise arka koltuktaki yerlerini almıştı. Her ne kadar zaferin sarhoşluğu içinde olsak da gözlerimizi yoldan bir an için bile ayıramıyorduk. Hepimiz her an ateş etmeye hazırdık. Bu yüzden silahlarımızın emniyeti her zaman açıktı. Zaferin mutluluğunu yaşıyor olsak da biraz gerçek hayatla karşılaşmıştık. Bu da tekrardan tedirgin olmamızı ve dikkatli ilerlememizi sağlıyordu.
Ancak düşündüğüm gibi korktuklarım başımıza gelmedi ve ağır bir şekilde şapkalı adamın yanına doğru ilarledik. Etrafta sanki bir ölüm sessizliği vardı. Siyahlı askerler, robotlar, kötü büyücüler sanki çok uzaklardaydı. En azından birkaç saat daha uzakta kalsalar iyi olurdu çünkü dinlenmemiz gerekiyordu ve sıcak bir kahve. Sıcak bir kahve için neler yapabileceğimi ben dahil kimse bilmiyordu.
Yaklaşık 45 dakika süren bir yolculuktan sonra şapkalı adamın olduğu yerin yanına gelmiştik. Askerler bizi zafer nidaları ve marşlarla karşıladı. Araçtan inerken bir gurup asker etrafımızı çevirdi ve Galdor'u havaa atmak istedi. Galdor'un onlarla olan mücadelesi ise bizim kahkahalar içinde kalmamızı sağladı. Sapkalı adam yüzünde hafif bir gülümseme ile bize doğru bakıyordu. On doğru ilerlerken sırtımıza vuran onlarca el ve Derin'in "Lütfen hızlı vurmayın canım yanıyor." demesi neşemizi daha fazla arttırıyordu.
Binanın girişine geldiğimiz zaman şapkalı adam "Sizinle gurur duyuyorum." dedi ve hepimize sıra ile sarıldı. "Hadi beni takip edin."
Şapkalı adamı takip ettiğimiz zaman büyük sayılabilecek bir odaya girdik. Odada büyükçe bir masa vardı ama şapkalı adam koltukları işaret etti. "Bu gün muhteşem bir iş başardınız. Birçok masumun hayatını kurtardınız ve büyük bir komployu engellediniz. Elbette içinde roketler olan başka askeri üstlerde var ama şimdilik onlarda bir tehlike yok. Tabi bu gelecekte olmayacağı anlamına da gelmez belki bu sadece bir denemeydi ve bizi sınamak istediler. Bunları düşünmeyin şimdi sadece dinlenin. Sizin için gelimizden geldiği kadar güzel bir yemek hazırlattım malum biraz malzeme sıkıntısı yaşıyoruz. Derin senin için de şarjınızı doldurabilmen için gerekli hazırlıkları yaptık."
- İnanmıyorum şapkalı adam bey. Bu bugün aldığım en güzel haber. Şey yani en güzel haberlerden birisi. Benim de şarjım azalıyordu ama panik yaratmamak için hiçbir şey söylemedim.
- Harikasın Derin! Daha sonra seninle biraz konuşmamız gerekecek ama şimdilik dinlenin.
- Şapkalı adam bu tarz bir olay neden başımıza geldi? Bir diğer taraftan orada devasa robotlar gördük. Onlar hakkında ne biliyorsun?
- Robotlardan haberimiz yoktu büyük ihtimalle bir süredir üretimlere başlamışlar. Ancak biz onlara karşı dik durduğumuz için robotları erkene almışlar. Robotların üretim tesislerinin yerlerini öğrenmeye çalışıyoruz. Şu an için beklemediğimiz bir olaydı ve önlemlerimizi almaya çalışıyoruz.
- Şapkalı bey onlar akıllı robotlar değildi sadee öldürmek için programlanmış gibiydi. Zekaları yoktu ve tahminime göre yazılımlarında bir sorun olmuş çünkü siyahlı adamları da vahşice öldürmüşlerdi.
- Evet, Derin bununla da ilgileneceğiz ancak şu an dinlenmeniz gerekiyor. Biraz uyumalısınız tabi ki. Biz araştırma yapmaya devam edeceğiz merak etmeyin. Bu arada ne kadar güçlü olduğunuzu sakın unutmayın. Herbirinizle gurur duyuyorum. Şimdi beni takip edin ve biraz yemek yemeniz lazım. Derin sende benimle gel seninde şarj olman gerekiyor.
Şapkalı adam bizi küçük bir yemekhaneye götürdü biz içeriye girdiğimiz sırada Derin ve o koridorda ilerlemeye devam etti. Evet, yemek yememiz gerekiyordu. Normal insanlar yemek yerdi elbette. İşin garip tarafı ise şapkalı adam söyleyene kadar acıkmış olduğumun farkına varmamamdı.
